Gazze, Kudüs ve Filistin: İnsani Değerlerin, Mukaddesatın ve Medeniyetin İmtihanı
Gazze, Kudüs ve Filistin insanlığın vicdanının, mukaddesatın ve medeniyet iddiasının sınandığı birer terazidir.
Bu topraklar, bin yıllardır hak, adalet ve insani değerler ekseninde mücadelelerin merkezi olmuş; ancak modern çağda, bu kavramlar sistematik bir şekilde yok sayılmaktadır.
İnsani değerlerin çiğnendiği, mukaddesatın siyasi çıkarlara kurban edildiği ve medeniyetin ikiyüzlü maskesinin düştüğü bu coğrafyada, insanlık tarihinin en utanç verici sayfaları yazılmaktadır.
Gazze, açık bir hapishaneye dönüştürülmüş, 2 milyondan fazla insan temel haklarından mahrum bırakılmıştır.
Gıda, su, sağlık hizmetleri ve barınma gibi en temel insani ihtiyaçlar, siyasi bir silah olarak kullanılmakta; çocuklar, kadınlar ve yaşlılar sistematik bir şekilde hedef alınmaktadır.
2023’ten bu yana devam eden saldırılar, on binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, yüz binlercesinin evsiz kalmasına yol açmıştır.
Uluslararası toplumun sessizliği ise, “insan hakları” ve “özgürlük” gibi kavramların yalnızca güçlülerin çıkarlarına hizmet ettiğinde anlam bulduğunu göstermektedir.
Gazze’nin çığlığı, insani değerlerin evrensel bir ilke olmaktan çıkıp, çıkar hesaplarına indirgendiğinin kanıtıdır.
Kudüs, üç semavi dinin kutsal şehri olarak, insanlığın manevi mirasının sembolüdür.
Ancak bu mukaddes şehir, işgal politikaları ve sistematik yerinden etmelerle bir çatışma alanına dönüştürülmüştür.
Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılar, ibadet özgürlüğünün açıkça ihlal edilmesi, yalnızca Müslümanlara değil, tüm inanç sahiplerine karşı bir saygısızlıktır.
Mukaddesat, siyasi hegemonya kurma aracı olarak istismar edilmekte; Kudüs’ün ruhu, işgal ve zorbalıkla kirletilmektedir.
Bu, yalnızca bir toprak meselesi değil, aynı zamanda insanlığın ortak manevi değerlerine yönelik bir saldırıdır.
Filistin, medeniyetin ne anlama geldiğinin sorgulandığı bir mücadele alanıdır. Sözde “medeniyet” iddiasındaki Batı, Filistin halkının on yıllardır süren işgal, apartheid ve soykırım politikalarına karşı direnişini ya görmezden gelmiş ya da terörizm yaftasıyla karalamıştır.
Oysa Filistinlilerin direnişi, özgürlük, onur ve adalet gibi evrensel değerlerin savunusu değil midir?
Medeniyet, yalnızca teknolojik ilerleme veya ekonomik güçle ölçülmez; bir toplumun mazluma karşı tutumu, onun medeniyet seviyesini belirler.
Filistin bu anlamda, sözde medeni dünyanın ahlaki çöküşünü gözler önüne sermektedir.
Gazze, Kudüs ve Filistin, insanlığın vicdanını, mukaddesatını ve medeniyetini sınayan birer turnusol kâğıdıdır.
Bu coğrafyada yaşananlar, yalnızca bir halkın trajedisi değil, tüm insanlığın ortak sınavıdır.
İnsani değerler, mukaddesat ve medeniyet, ancak adaletin, özgürlüğün ve eşitliğin sağlandığı bir dünyada anlam bulabilir.
Filistin halkının direnişi, bu değerlerin hâlâ yaşadığını gösteriyor; ancak insanlık, bu direnişe sessiz kalarak kendi ruhunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Artık susma vakti değil, hakikati haykırma ve adaleti inşa etme zamanıdır.
Filistin özgür olmadıkça, insanlık zincirlerinden kurtulamayacaktır.







