GAZZE'DE ANNE OLMAK:
VARLIĞIN AĞRISINDA BİR İRADE
“Anne olmak” dünyanın her yerinde kutsal bir deneyimdir; ancak coğrafya, bu kutsallığın yükünü ve anlamını bambaşka boyutlara taşıyabilir.
Gazze'de anne olmak, yalnızca bir çocuğun dünyaya gelişine eşlik etmek değil, aynı zamanda her nefeste ölümün gölgesinde umut inşa etmektir.
Gazze Şeridi, yaklaşık 2.3 milyon insanın yaşadığı, 365 kilometrekarelik bir alana sıkışmış, sistematik kuşatma ve bombardıman altındaki bir bölgedir.
Bu dar alanda yaşanan insani dram, sadece siyasi bir çatışmanın sonucu değil, aynı zamanda insan ruhunun sınandığı bir mekândır.
Bu ortamda annelik, fiziksel barınma, beslenme ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların bile lüks sayıldığı bir zemin üzerinde inşa edilir.
Gazzeli bir anne için “çocuğuna süt bulmak”, bazen “ölüm kalım” arasında bir tercih haline gelir.
Gazzeli bir anne, sadece kendi ölümünü değil, çocuğunun ölümünü her an ensesinde hisseder. Ancak bu ontolojik karanlık, anne sevgisinin ve iradesinin ışığıyla delinmeye çalışılır.
Savaş ortamında yaşayan bireylerde “travma” gelişir. Bu, tekrar eden ve kaçışı olmayan tehditlerin bireyin kişiliğinde derin yaralar bırakır.
Gazzeli anneler bu travmanın hem taşıyıcısı hem aktarıcısıdır.
Ancak en büyük travma kaynakları olan anneler, aynı zamanda çocukları için en büyük güvenlik kaynağıdır. Bu ikilik, annenin içinde sürekli çatışan bir varlık alanı oluşturur. Gazze’de bir annenin gözyaşı, hem acının hem de direnmenin kodudur.
Gazze’de annelik, aynı zamanda toplumsal direnişin omurgasıdır.
Kadınlar, sadece çocuk büyüten bireyler değil, aynı zamanda direnişin hafızasını ve ahlakını taşıyan kişilerdir.
Toplumsal bellekte annenin diliyle yaşatılan hikâyeler, Filistin kimliğinin aktarımında merkezi rol oynar.
Bu bağlamda Gazzeli kadın, hem hayatın devamını sağlayan hem de onu anlamlı kılan bir aktördür.
Anne, “cennetin ayakları altına serildiği” yüce bir makamdır.
Gazzeli anneler için bu makam, günlük yaşamın içinde daha da belirginleşir.
Her yeni doğum, Kur’an’da geçen "her nefis ölümü tadacaktır" (Ali İmran, 185) ayetini hatırlatır.
Gazzeli bir anne, çocuğunu sabırla büyütürken her an şehadete uğurlamaya hazırdır.
Bu, sadece dini bir kabulleniş değil, aynı zamanda kaderin aktif bir yorumu ve iradi bir teslimiyettir.
Kur’an’ın “Bir canı kurtaran, tüm insanlığı kurtarmış gibidir” (Maide, 32) ayeti, Gazzeli annenin her bir çocuğunu yaşatma çabasının evrensel ve kutsal bir değer olduğunu ortaya koyar.
Anne burada yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda ilahi bir rol üstlenmiştir.
Gazze’de anne olmak; sadece doğurmak değil, bir halkın hafızasını, acısını, onurunu ve umudunu taşımaktır.
Her doğan çocuk, kuşatma altındaki bir umut tomurcuğudur.
Her annenin gözyaşı, hem dua hem direniştir.
Bu annelik; dünyanın geri kalanına, insanlık onurunun ve inancın ne anlama geldiğini hatırlatan bir aynadır.
Gazzeli anneler, tarih boyunca yazılan tüm annelik tanımlarını yeniden kurar:
Onlar, yaşamın kıyısında yürürken bile evlatlarına cennetin yolunu göstermeye çalışan sarsılmaz bir iradenin, ilahi bir sevginin ve fıtratın en saf yansımasıdır.

�fade�fade