İnsanlığın Eşiğinde: Rafah Kapısı ve Ahlâkın Çağrısı
“Rafah sınır kapısını açın, Gazze’yi kurtarın. Bu bir insanlık vazifesidir; bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hatta hayvanlar sizi bekliyor. Gazze'de durum insanlığı travmaya sürükleyecek bir hâlde…”
Bir sınır kapısıdır söz konusu olan. Adı "Rafah", Arapçada "refah"la akraba, anlamı yakın: ferahlık, rahatlık, geçiş, nefes…
Fakat bu kelime artık ne bir geçişi temsil ediyor ne de ferahlığı. Bugün, bu kapının ardında çocukların ağlaması, annelerin yüreğinin yanması, susuz dudakların çatlaması, gökyüzünü gözleyen yaşlıların gözlerinde bir “merhamet ihtimali” bekleyişi var.
Rafah, yalnızca coğrafi bir sınır değil, aynı zamanda ahlâkî bir eşiği temsil ediyor.
Bu eşik, insanlığın vicdanla olan bağını ölçen bir terazidir bugün.
Ve bu terazi, utançla ağır basmaktadır.
Vicdanın Hududu: Sınırlar mı, Sorumluluk mu?
Modern uluslararası hukuk ve diplomasi, egemenlik haklarını ve sınır güvenliğini yüceltirken, insan hayatının kutsallığını çoğu zaman teğet geçmektedir.
Ancak burada karşımıza çıkan soru yalnızca politik ya da diplomatik bir mesele değildir.
Asıl soru şudur: İnsan hayatı hangi sınıra kadar değerlidir?
Gazze’de yaşananlar, yalnızca bir halkın çektiği acı değil, aynı zamanda dünyanın kolektif duyarsızlığının anatomisidir.
Bebeklerin açlıktan ölmesi, hastaların ilaçsızlıktan kıvranması ve hayvanların susuzluktan telef olması artık yalnızca haber değil; bunlar, uygarlığımızın başarısızlık tutanaklarıdır.
Edebiyat, çoğu zaman tarih kitaplarının söylemeye cesaret edemediği hakikatleri fısıldar. Gazze üzerine yazılan şiirler, ağıtlar, romanlar, hatta sessizlikle örülmüş cümleler, aslında dünya kamuoyunun ne kadar suskun olduğuna dair birer belgedir.
Filistinli şair Mahmud Derviş'in dizelerinde yankılanan "bu dünya bir kez daha düştü" hissi, bugün hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü düşüş yalnızca bir toprağın işgali değil, aynı zamanda insanlığın değer haritasının çöküşüdür.
Hayatın en kırılgan formlarının bile merhamet dilencisi hâline gelmesi, insan merkezli ahlâk kuramlarının sınırlarını gösterir.
Bu noktada, yalnızca insan hakları değil, “canlı hakları”ndan söz etmek gerekir.
Aç bir güvercinle aç bir çocuk arasında kurulan bağ, bizi yeniden düşünmeye davet eder:
Kim daha savunmasız? Ve kime karşı sorumluyuz?
Travma Çağında İnsan Olmak
Gazze’de yaşananlar artık bir trajedi değil, bir travmadır.
Travma, sadece maruz kalanı değil, izleyeni de yaralar.
Bu nedenle, Gazze’de bombalanan hastaneler kadar, bu görüntüye alışan gözler de “yanlıştır”.
İnsanlığın ortak belleğinde açılan bu yara, yalnızca bir bölgeyle sınırlı kalmayacak; her vicdanlı bireyin ruhunu kanatacaktır.
Kapı Açılmalı, Ama Önce Kalp Açılmalı
Rafah sınır kapısı yalnızca beton bloklardan oluşmuyor. O kapının ardında açılmayı bekleyen, aslında insanın vicdanıdır.
Bu bir “insanlık vazifesidir” çünkü bu çağrının muhatabı sadece hükümetler değil; her bir bireydir, her bir kalptir.
İnsanlık bir sınav veriyor ve bu sınav yalnızca Gazze için değil, dünya için.
Çünkü bugün Gazze’de kapanan her kapı, yarın başka bir coğrafyada başka bir masuma kapanabilir.
Vicdanın diliyle söyleyelim:
Rafah açılmazsa insanlık kapanır.

�fade�fade