Tüketime Sunulan Kadın
Bir zamanlar kutsal sayılan, şiirlere ilham olan, ana rahmiyle hayatı doğuran kadın; bugün ekranın öte yanında, bir tıklama uzaklıkta, pazarlık konusu bir meta haline geldi.
Modern çağın en büyük ironi sahnesi işte burada kurulmakta: Kadını özgürleştirdiğini iddia eden dünya, onu zincirlerinden sıyırıp yeni zincirlere vurdu. Bu sefer altın değil belki, ama ışıltılı sahte sloganlarla, “özgürlük” adı altında.
Kadın; reklamda bir ruj, dizide bir beden, afişte bir gülüş, podyumda bir poz, ama hep aynı: Tüketilmek için var.
Tüketimin diliyle konuşan bir çağda, en çok da kadın tüketiliyor.
Ruhuyla değil, fikriyle değil; bedeniyle. Giydiğiyle, giyinmediğiyle, yürüyüşüyle, susuşuyla... Her hâliyle sergilenmeye, sunulmaya, pazarlanmaya uygun hale getiriliyor.
Nedense özgürlük hep kadının soyunmasıyla başlıyor. Ve biz, bütün bunlara alkış tutmakla yükümlüymüşüz gibi susuyoruz. Sözde aydınlık bir çağda, ekranların arkasında körleşiyoruz.
Oysa bu çağda kadının değeri artmadı, yalnızca fiyatı yükseldi. Eskiden başlık parası ödenirdi, şimdi reklam bütçesi. Kadın hâlâ satılıyor, ama bu kez daha cilalı bir vitrinle. İnsanın en mahremi, en saklısı, en kutsalı —gösteri toplumunun elinde— değersizleşiyor. ÇıplaklıK artık bir kampanya.
Bir zamanlar "kadın anadır" denirdi; şimdi “kadın markadır”. İki çocuk doğurmanın yerini iki milyon takipçi doğurmak aldı. Bir zamanlar ocağını koruyan kadın, şimdi algoritmasını kollamak zorunda. Ve her şeyden acısı, bu yeni esaret düzeninde kadın da çoğu zaman kendi zincirini övüyor. “Ben seçtim” diyor.
Seçme hakkı elinden alınalı çok oldu, ama farkında bile değil. Çünkü seçtiği şeyin sınırlarını başkaları çizdi: moda, medya, reklam, reyting...
Zaman kadını kendi silahıyla vuruyor: Güzelliğiyle. Çünkü güzellik satıyor. Ve kapitalizm hiçbir şeyi, kadının güzel hâlini kullandığı kadar acımasız kullanmadı.
Bu bir ahlak çağrısı değil. Bu bir vicdan sorgusu. Kadınlar ne zaman gerçekten özgür olacak?
Güzelliğiyle değil, kişiliğiyle var olabildiğinde. O gün geldiğinde, belki artık kadın sadece “kadın” olur. Ne meta, ne marka, ne kampanya. Sadece insan.
Ve belki o zaman, bu çağ da biraz insan olur.

�fade�fade