Toprağın Hafızası: Filistin Direnişi
Filistin insanlık tarihinin en eski tanıklıklarından biri, kutsal kitapların merkezinde yer alan, medeniyetlerin kavşak noktasındaki bir bellek mekânıdır.
Bugün bu topraklarda yaşanan acılar, yalnızca politik bir çatışmanın sonucu değil; aynı zamanda hafızayla, kimlikle ve kutsalla örülü derin bir direnişin güncel tezahürüdür.
Gazze'de yaşananlar bir trajedidir, fakat bu trajedi karşısında Filistin halkının teslim olmaması, onların direnişinin yalnızca politik değil, tarihsel ve kültürel bir boyuta da sahip olduğunu göstermektedir.
Filistin toprakları, MÖ 3000’lerden itibaren Kenaniler, Fenikeliler, Hititler ve daha birçok uygarlığın beşiği olmuştur.
Kudüs, binlerce yıl boyunca Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam için kutsal bir merkez olmayı sürdürmüştür. Bu toprakların her karışı, üzerinde yürüyen peygamberlerin, filozofların ve orduların ayak izleriyle doludur.
Tarihsel süreklilik içinde Filistin halkının buradaki varlığı, sadece fiziksel bir yerleşim değil, aynı zamanda bir hafıza zinciridir.
İslam inancında Filistin’in yeri çok özeldir. Kudüs, Hz. Muhammed’in Mirac’a yükseldiği yerdir.
Mescid-i Aksa, İslam’ın ilk kıblesidir.
Bu dini bağ, Filistinlilerin direnişini sadece dünyevi bir mücadele değil, kutsal bir vazife olarak da görmelerine neden olur.
Filistin direnişi, bu anlamda bir ibadet eylemine dönüşür: “Toprağı korumak, imanı korumaktır.”
Filistin direnişi, edebiyatın en güçlü damarlarından birine dönüşmüştür. Mahmud Derviş’in dizelerinde vücut bulan Filistin, sürgünün, özlemin ve direncin sembolüdür:
"Biz bir halkız; biz yaşarız. Bir çadırın gölgesinde, giyotinle yan yana..."
Derviş’in şiirleri, sadece bireysel bir acıyı değil, kolektif bir belleği ve onuru taşır. Filistin edebiyatı, modern Arap yazınının en güçlü direniş damarını oluşturur.
Uluslararası hukuk açısından, israil’in Gazze ve Batı Şeria’daki uygulamaları işgal hukuku çerçevesinde tartışmalıdır.
BM kararlarına rağmen süregelen yerleşim faaliyetleri, zorla tahliyeler ve abluka uygulamaları, sistematik bir “etnik temizlik” politikası olarak nitelendirilmektedir.
Bu, sadece bir ulus devlet çatışması değil, aynı zamanda uluslararası düzenin çifte standartlarını da açığa çıkaran bir laboratuvar haline gelmiştir.
2023 -2025 yıllarında Gazze’de yaşananlar, artık sayılarla ölçülemeyecek bir insanlık krizine dönüşmüştür.
Altyapısı yok edilmiş, hastaneleri bombalanmış, eğitim kurumları hedef alınmış bir şehirde yaşamı sürdürmek, insanüstü bir gayret gerektiriyor.
Tüm bu yıkıma rağmen, Gazze halkı hâlâ eğitimine devam etmeye, çocuklarını okutmaya ve günlük yaşamı sürdürmeye çalışıyor.
Bu durum, sadece bir dayanıklılık değil, aynı zamanda vatan toprağına olan sadakatin bir göstergesidir.
Filistin’de yaşananlar sosyal medyada yankı bulurken, resmi uluslararası mekanizmaların büyük ölçüde etkisiz kalması, insan hakları normlarının çöküşünü işaret ediyor.
Buna karşılık, dünya genelinde halklar düzeyinde büyüyen dayanışma hareketleri, Filistin’in yalnız bırakılmadığını gösteriyor. Bu da direnişin yalnızca yerel değil, evrensel bir boyut kazandığını ortaya koyuyor.
Filistin halkı için direniş, yalnızca bir karşı duruş değil; aynı zamanda hatırlama, var olma ve var kılma mücadelesidir.
Tarihine, kültürüne, toprağına olan bağlılık, onların en güçlü silahıdır.
Bugün Gazze’de yükselen her ağıt, geleceğin adaletine dair bir kayıt düşmektedir.
Filistin teslim olmadı, çünkü hafızasını kaybetmedi. Bu hafıza, direnişin kaynağıdır.
�fade�fade