26 Haziran 2025 Perşembe

 

İnsan Onurunun Erozyonu: Kendine Saygının Kaybı Üzerine Bir İnceleme İnsan, varoluşsal serüveninde en temel dayanaklarını; inançları, değerleri, sınırları ve ilkeleriyle inşa eder. Bu dayanaklar, sadece birer bireysel tercih değil, aynı zamanda insanın hem kendine hem de yaşadığı topluma karşı olan duruşunun temelleridir. Ne var ki, birey bu temelleri ihlal etmeye başladığında, çöküş kaçınılmaz hâle gelir. Çünkü insanın iç dünyasında başlayan çözülme, zamanla dış dünyasına, ilişkilerine ve toplumla olan bağlarına da sirayet eder. İlk kopuş, insanın kendine olan saygısını yitirmesiyle başlar. Kişi, kendisine olan saygısını kaybettiği anda, hayatına yön veren ilkelere olan bağlılığı da gevşer. Bu durum, bireyin çevresine, diğer insanlara ve nihayetinde yaşama olan saygısını da zedeler. Saygının kökeninde bulunan öz-değer duygusu yıprandıkça, bireyin hem iç barışı hem de toplumsal uyumu yara alır. Bu bağlamda, inançlar, sınırlar, kurallar ve mukaddesat, bireyin ahlaki pusulasını oluşturan temel unsurlar olarak öne çıkar. İnandığı değerleri inkâr eden, kendisine çizdiği sınırları aşan, içselleştirdiği kuralları çiğneyen ve mukaddesatına saygı göstermeyen bir birey, özünde kendisini inkâr eder. Bu inkâr, zamanla karakter aşınmasına, vicdani körlüğe ve ahlaki savrulmaya yol açar. Kur’an-ı Kerim’de, "Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarına ne hazırladığına baksın." (Haşr, 59/18) ayeti, bireyin kendi iç dünyasında sürekli bir murakabe ve sorumluluk bilinci içinde olması gerektiğini vurgular. Bu murakabe, insanın kendi saygısını, öz değerlerini ve içsel bütünlüğünü korumasının da ilahi bir emanet olduğunu gösterir. Psikolojik literatürde de öz saygı, bireyin sağlıklı bir benlik algısı geliştirmesi ve sosyal ilişkilerde tutarlı davranabilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Saygı, yalnızca başkalarına gösterilen bir tavır değil, kişinin önce kendisine borçlu olduğu bir hâldir. Çünkü kendisine saygı duymayan bir insan, başkalarına da samimi bir saygı sunamaz. Bu durum, toplumsal bağların çözülmesine, bireyler arası güvenin zedelenmesine ve nihayetinde sosyal dokunun çürümesine neden olur. Sonuç olarak; insanın kendine olan saygısı, inandığı değerlere sadakatiyle, kurallarına bağlılığıyla ve mukaddesatına gösterdiği hürmetle anlam kazanır. Birey, bu unsurları hiçe sayarak sadece kendini küçültmez; aynı zamanda hayatı ve insanlığı da değersizleştirir. Bu yüzden içsel disiplin, vicdani uyanıklık ve ilkelere sadakat, hem bireysel hem de toplumsal selamet için vazgeçilmezdir.

�nceki

Benzer Haberler


�fade�fade